|
YAŞANMIŞ ESPİRİLER |
|
HEYBEDEKİ ÇEVRE Hasan Kahya, Bir gün köyden şehre gitmek için atına heybesini yerleştirir. Tam yola çıkacağı zaman karısı Fatike seslenerek gelir elindeki çevreyi getirerek şehirde boyatmasını ister, Hasan Kahya heybeye koy kurban der, yola koyulurken bacısı seslenir. “Hasanağam benim çevreyi de boyat” der . Hasan Kahya kızarak koy heybeye der. Bunları gören Hasan Kahyanın anası bir çevrede kendi getiriyor. Hasan Kahya anasına da koy heybeye diyor. Şehre doğru yola çıkıyor. Şehre de boyacıya varır. Heybeye elini atıyor, önce anasının çevresi eline geliyor. Heybeden anasının çevresini çıkarıyor. “Bu bizim ananın başı belanın batır ile yatır. İster iyi olsun iyi olsun, ister kötü olsun” der İkinci defa heybeye elini atıyor,bunda da bacısının çevresi eline geliyor. Heybeden çıkarıp boyacıya veriyor ve şöyle diyor. “Bu bizim bacının soğandan acının, ister batır, ister batırma” der Heybeye üçüncü defa elini atar. Bunda sıra karısı fatikenin çevresi gelir. Boyacıya karısının çevresini iyi boyaması ve özenmesi için Ve şöyle der; “Bu bizim fatikenin cana can katikenin Batır ile yatır, Batır ile yatır, Batır ile yatır, Batır ile yatır” diyerek , güzel olmasını için defalarca Tekrarlar Çevre: Kenarı kıvrılıp oya ve nakış ile süslenmiş tülbentten yemeni, sırmalı çevre Kaynak: Cahit YIKICI-TRT Mersin Radyosu(Velinin Cümenin Bacısı Fetiye’nin oğlu) ******************************************************MUHARREM ERTAŞ HEYKELİ *Kırşehir’e uzun süre gelmeyen gurbetçi hemşerimiz, Kırşehir’in girişindeki Saz çalan Muharrem ERTAŞ heykelini görür. Bunu Atatürk heykeli zannederek: ’’Atatürk’ün birçok meziyetleri olduğunu bilirdim de saz çaldığını bilmezdim’’ demiş.********************************************* ACEMİ ASKER *Komutan, Acemi birliğinde eğitim gören Askerlere sorar İstiklal Marşını Kim yazdı. Herkes Mehmet Akif Ersoy diye gür sesle cevap verir, Kırşehirli Asker hemşerimiz parmak kaldırır ve Muharrem ERTAŞ diye cevap verir.************************************************** TAZİYE ZİYARETİ * Bir hemşerimiz Ankara’da vefat eden köylüsünün yakınlarına taziyeye gider. Aynı sokakta bir başka cenaze daha varmış, hemşerimiz orada kalabalığı görünce o eve girer oturur. İmam hemen kuran okur, arkasından yemek gelir, yemeği de yer, bu arada sağına soluna bakınır, tanıdık bir kimse göremez, bir başka cenaze evinde olduğunu fark eder. O cenaze yakınlarına başsağlığı dileyerek, aynı sokakta karşı evdeki kendi köylüsünün yakınlarına başsağlığı dileyerek oradan ayrılır. ************************************************** DİZLİKTEKİ EKMEK * Karıncalı Arzı teyzemiz köylü kadınlarla birlikte bahçesine çalışmaya giderken dizliğine (belden bağlama yarım önlüğüne) 5 tane yufka ekmek alır. Bahçeye doğru yola koyulurlar. Bu arada hem dizliğindeki ekmekten parça parça kopararak yer hem de yürümeye devam eder. Yolda o kadar lafa dalmışlar ki dizliğine elini attığında ekmek olmadığını fark eder. Duraklayarak yanındaki kadınlara ben ekmeği düşürdüm mü diye sorar. Geriye döner, geldiği yola doğru bakar fakat ekmek göremez. Oysa ki gelene kadar dizlikteki bütün ekmekleri yiyip bitirmiştir. Köyde buna benzer durum yaşandığında Arzı’nın ekmek aradığı gibi ne arıyorsun diye sorarlar? Ahirete intikal etmiş olan Arzı teyzemizi rahmetle anıyoruz.****************************************************** DOKTOR VE HASTA *Karıncalı köyünden bir kadın Kırşehir’e doktor Sami’ye gider. Doktor muayene etmek için hastanın üzerindekileri çıkarmasını ister. Hasta köylümüz üzerindekileri birer birer çıkarmaya başlar. Fakat o kadar üst üste elbise giymiş ki doktor dayanamayıp sorar; -‘’Sizin orada hırsız çok mu ‘’der. Hasta kadın doktorun ne demek istediğini tam anlamadığı için kendince doktora cevap verir;—Önce hırsızlık çoktu da şuanda yok ‘’ der. Aslında doktor hastanın o kadar çok giyinmesine anlam veremediği için öyle bir soru sorar. Kadın hastanın çok giyinmesinin nedeni kat kat giyinirse üşümeyeceğini zannettiğindenmiş.************************************************** NAYLON TOP *Okullar kapınca köy çocukları, kuzu güder ya da bağ, bahçe beklerdi. Köy de kuzular sabah günün doğması ile yaylıma götürürler, öğleye doğru eve dinlenmeye getirirler. Öğle den sonra tekrar kuzuları akşama kadar yaylımda tutarlar. Öğle arası boşluğunda kuzu güden çocuklar oyun oynarlardı. Çocuklar genellikle top oynamayı severler. Yine bir gün öğle boşluğunda üç arkadaş topladıkları yün ve evlerinden aldıkları yumurtaları köyün tek bakkalı olan Aşır’a(Topal Aşır) götürüp naylon top alıp oynarlar. Oyun bittikten sonra topun kimde kalacağına karar veremezler. Hasanağa top ille de bende kalsın der. Diğer arkadaşları da bizde kalsın der. Diğer arkadaşın babası Hasanağa yapma dese de, Hasanağa kararlı topu bırakmıyor. Topun ortadan kesilip bölünmesini ister ve top ortan kesilip bölünür. Hasanağa kesilmiş yarım topu alarak gider ve bu şekilde ortak topla oynama işi bu şekilde biter.Not: Diğer arkadaşların olurunu alamadığım için isimlerini veremiyorum.************************************************** YARIM AĞA *Karıncalı köyünde çiftçilik yapan köylümüz yaz ayında ekin biçecek adamı olmadığı için her yıl ekin biçme zamanı ekin biçmeye yardımcı olarak ırgat tutarmış, Irgatla birlikte ekini kendi de biçermiş, ırgatlar hep yakın akrabalından olurmuş, Ekin biçmek için tarlanın içerisine gelinip biraz çalışınca, birden ırgat rahatsızlaşır yığının( biçilen ekinin balya bırakıldığı yer) altına yatarmış. Irgat olmayınca mecburen kendisi ekini biçmeye devam edermiş, bu durum ekin biçilip, harmana gidene kadar devam edermiş. Güzün harmanda buğday çıkınca ırgatın hakını(ücretini) tam ödermiş. Tuttuğu ırgatı çalıştıramayıp hakın tam ödediği için adı bu yüzden YARIM AĞA’ya çıkmış******************************************** Aşağıdaki Espiriler Gazeteci Mehmet ATILGAN’ın Kitabından Alınmıştır(KTV Yayınları) * Bir hemşerimiz, arkadaşlarıyla Ankara’da gezerken espri olsun diye bir kasetçiye giderek, kendi ismini söyleyip, “Bu sanatçının yeni kaseti çıktı mı?” diye sorar. Kasetçi de “Ağbi takip edemiyoruz ki, hergün bir şerefsiz sanatçıyım diye kaset çıkarıyor” der.******************************************* Bir dilenci, bir hemşerimizden sadaka ister. Hemşerimiz de “Bozuk yok” der. Ancak dilenci gitmez ve “Allah rızası için” demeye devam eder. Hemşerimiz kızar ve kredi kartını çıkararak “ Bozuk yok dedik işte. Post makinen varsa 1 milyon çek. Yoksa çek git” der. ******************************************* Yaşlı bir kadın, bir eczacı hemşerimizden peynir mayası alır. Ertesi gün eczaneye gelen kadın, eczacıya “Oğlum, peynir olmadı. Mayan bozukmuş” der. Hazırcevap eczacı, mayasına bozuk denmesine içerler, “Teyze benim mayam sağlam, senin sütün bozuktur” der. ******************************************* Trafik ekipleri gece geç saatte bir hemşerimizi durdurur ve “alkol aldınız mı?” diye sorar. Hemşerimiz, “Saat kaç memur bey?” der. Trafik polisi de saatin gece 23.30 olduğunu söyler. Hemşerimiz “Beyefendi saati biliyorsun da, niye daha alkol alıp almadığımı soruyorsun. Bu saatte, camiden gelecek halimiz yok ya” der. ****************************************** * Bir avukat hemşerimiz, bir tanıdığının davasına ücretsiz bakacağına söz verir ama hiç ilgilenmez. Aradan 1 yıl geçtikten sonra müvekkiliyle karşılaşan avukat “Ben senin davanı takip ediyorum, merak etme” der. Müvekkili de, “Ağbi ben o davadan 6 ay yatıp çıktım, takip etmene gerek yok” der. ******************************************* Bir binaya yeni taşınan hemşerimiz, havaların soğumasıyla birlikte, komşusuna kaloriferlerin ne zaman yanacağını sorar. Komşusu da “10 gündür yanıyor” der. Bir bakarlar ki, daha önceki kiracı, evden çıkarken, tüm peteklerin vanalarını kapatmış. Komşusu üzülür ama, hemşerimize “İyi ki zamanında sordun, ya kış bitince sorsaydın?” diye de teselli verir. ******************************************* Eczacı bir hemşerimiz, gündüz saatlerinde eşine bir mesaj yazarak akşam yemeği yapmamasını, kendisinin yemek getireceğini bildirir. Ancak, mesajı gönderirken, yanlışlıkla telefonunun ilk sırasında kayıtlı Emniyet Müdürü’ne gönderir. Akşam yemek saatinde Emniyet Müdürü, eczacı hemşerimizi arar “Hani yemeği ne zaman getiriyorsun? Çok acıktık. Sana güvenip yemek yapmadık” der. ****************************************** * Bir hemşerimiz, Emniyet Müdürü’nü arayarak bir yakınının Edirne gümrüğünde beklediğini ve çok sıra olduğunu belirterek Belçika’da acil işinin olduğunu ve biran önce gümrükten geçmesi için yardımcı olmasını söyler. Müdür de, gümrükteki yetkilileri arayarak yardımcı olur ve hemşerimiz sıra beklemeden geçiş yapar. Birkaç ay sonra Belçika’daki hemşerimiz, Emniyet Müdürü’nü arar ve önce teşekkür eder, sonra da bir istirhamda bulunur. “Sayın müdürüm, Belçika’da trafikler ceza yazdı, burada tanıdığın varsa, size zahmet bir telefon etseniz” der. ******************************************* Bir bankadan “sayın mudimiz” diye başlayan bir mektup alan bir hemşerimiz, arkadaşlarına “mudi”nin anlamını sorar. Arkadaşları da espri olarak “mudi”nin çok ağır bir küfür olduğunu söylerler. Biraz da sinirli olan hemşerimiz ertesi gün hışımla bankaya gider ve tüm personele “Siz hepiniz mudi oğlu mudisiniz” diye güya küfür eder.****************************************** * İmam bir hemşerimiz, emekli olduktan sonra, namaz kılmak için camiye gitmez. Neden gelmediğini soran arkadaşlarına da “Emekli olan öğretmen okula gidiyor mu?” diye sorar. * Bir avukat hemşerimiz, kendisinden öğle ezanının saat kaçta okunduğunu soran komşusuna saati söyledikten sonra bürosunun duvarındaki “Danışma ücrete tabidir” yazısını gösterir. ******************************************* Okuma yazması olmayan bir kadın hemşerimiz, askerdeki oğlundan gelen mektupları komşusuna götürerek okutur. Mektubu okuyan kişi de, hemşerimize oğlunun iyi olduğunu, kendisini çok özlediğini filan anlatır. Hemşerimiz yine bir gün elinde bir kağıtla komşusuna gider ve okumasını ister. Komşusu da yine her zamanki gibi oğlunun iyi olduğunu, selam gönderdiğini okur. Hemşerimiz verdiği kağıdın tapu olduğunu ve parsel numarasını öğrenmek için getirdiğini söyleyince, okuma yazma bilmediği anlaşılan komşusu, “Ben bu kağıdı her zamanki gibi asker mektubu* İşyerinin camlarını sigorta ettiren bir hemşerimizin bir ayda 3 defa camları kırılır ve sigorta tarafından yenisi takılır. Sigortacı, hemşerimize camların neden bu kadar sık kırıldığını sorar. Hemşerimiz de “Ne yani, bu yaştan sonra elime bez alıp, cam mı sileceğim?” der. sandım. Tapu olduğunu baştan söyleseydin, ona göre okurdum” der.******************************************* Yaşlı bir bayan hemşerimiz şehir göbeğinde, kırmızı ışıkta yürüyerek geçerken, trafik polisi “Dur teyze nereye gidiyorsun?” diye seslenir. Teyze dönüp ters ters bakar ve gayet sakin “Sana ne, kaynımın evine gidiyom” der. * Birkaç hemşerimiz bir düğüne giderler. Kendilerine masa hazırlanır ve çok güzel hürmet edilir. Geç saatlerde kalkmaya hazırlanırlar ve hediyelerini vermek üzere düğün sahibini çağırtırlar. Düğün sahibi, hemşerilerimize “İnşallah bir kusurumuz olmamıştır. Düğünümüzü şereflendirdiniz, teşekkür ederim. Ama, ben hediyelerinizi alamam. Sizin gideceğiniz düğün iki sokak arkada. Hediyelerinizi oraya verirsiniz “ der ve yanlış düğüne gelen hemşerilerimizi davul-zurna ile uğurlar. ******************************************
|
|
Ziyaretçi Sayacı
| Bugün | 72 | | Dün | 108 | | Bu Hafta | 180 | | Bu Ay | 688 | | Toplam Ziyaretçi | 70884 |
Kimler Sitede
Şuanda 13 misafir bağlı
|